Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Maslahatın ilkeleri iptal ettiği yöntemin yol açacağı hasar tahminlerimizin üzerindedir.
Bütün ömürleri slogan atmak, sokakta gösteri düzenlemek, soyut ve temellendirilmemiş birlik beraberlik söylemini tekrarlamak, bol bol siyasi sloganlar üretmek, düşünce gelişimine hiç katkısı olmayan sözleri yinelemek, insanların düşünmesine yardımcı olacak hiçbir yeniliğe çaba göstermemekle geçmiş şahıslar, bütün çabası fikri gelişime katkı sunmak olan bendenizi ihtilafları kışkırtmakla suçluyor. Onlara göre sadece slogan atmalıyız ve düşünce meselelerini hiç gündeme getirmemeliyiz. Çünkü bu konular ayrışmaya neden oluyormuş!
Sıcak savaş zamanında bile herkesin savaşa gitmemesini, bir kısmının kalıp fikri gelişimin kesintiye uğramaması için düşünce faaliyetiyle uğraşması gerektiğini hassasiyetle belirtmiş (Tevbe 122) bir dine rağmen böyle düşünebiliyorlar. Onlara göre İmam Ali'nin yârânı Ammar, Mikdat, Ebuzer ve diğerleri Sakife'de yaşanan duruma itiraz etmemeli, maslahatı izlemeliydiler. Müminlerin fikri gelişimiyle uğraşmak yerine elde kılıç, dilde birlik beraberlik sloganı Kudüs'ü ve başka beldeleri kızıl elma yapmalı, dikkatleri bu işe yöneltmeliydiler. Ama öyle yapmadılar!
Deniyor ki Ali bütün o yaşananlara rağmen sesini çıkarmadıysa ve ses çıkarmayı maslahata uygun bulmadıysa bizim de onun gibi davranmamız gerekmez mi?
Yöntemsiz veya yanlış yöntemli düşünce sahih sonuçlar üretemez.
Hiç anlamıyorlar: Ammar, Mikdat, Ebuzer ve diğerlerinin ses çıkarması eleştiridir, itirazdır ve tutulan yolun yanlışlığı hakkında müminlerin düşünmesini sağlar. Ama Ali'nin ses çıkarması eleştiri olmaz. O ses çıktıktan sonra müminler o sesin gereğini yapmak zorundadırlar. Ali eğer ses çıkarsaydı üçüncü halife döneminde yaşanan iç çatışma daha Ebubekir b. Ebi Kuhafe zamanında yaşanırdı. Yani Ali'nin, daha yeni doğmuş din sona ermesin diye katlandığı o ilk dönemde. Ali, üçüncü halife zamanında bile sesini yüksek çıkarmadı, temsil ettiği makam itibariyle birleştirici olmaya gayret gösterdi ve insanların gerçeği görmeleri için sabırla bekledi.
Şimdi de yaşanan nice acıya rağmen başta Seyyid Ali Hamenei olmak üzere Ehl-i Beyt'in günümüzdeki temsil makamları sabır ve sükunetlerini korumuyorlar mı?
Ama unutmayalım ki Ali'nin yârânı hiçbir zaman susmadı, eleştirilerini hiç kesmedi, itiraz ve isyandan hiç vazgeçmedi. Tarihi kayıtlarda İmam Ali'nin bu eleştiri, itiraz ve isyanların bir tekini bile kınadığına, engellediğine, olmadı o itirazlarla kendisi arasına mesafe koyduğuna dair örnek var mı?
Bugün düşünce gelişimine katkı yapmanın, insanların meseleler üzerinde düşünmesini sağlamanın, fikri derinlik olmadığı için pek çok sorunu yaşadığımızı tespit edip bu yönde çaba içinde olanların ihtilafları kışkırttığını propaganda edenler ne tarihsel gerçekten, ne ilkeden, ne hakikatten haberdardırlar.
Maslahatçılık eğer ilkeleri bertaraf ediyorsa maslahat değildir.
Maslahatın ilkeleri iptal ettiği yöntemin yol açacağı hasar tahminlerimizin üzerindedir.
Kenan Çamurcu